HAKKIMDA
Merhabalar!
Hakkımda’ya tıkladığınıza göre kendimi tanıtmakla başlayabilirim sanırım. 🙂
Ben, Sollunaiuvenis. (“Çok aradın mı bu ismi?” dediğinizi duyar gibiyim. Nedenini kısaca söyleyeyim: Sosyal medya hesabımı yaklaşık 10 yıl önce açarken orijinal bir isim arayışına girdim. En sonunda ismimin Latincesini türeterek bu ismi buldum. O zamandan beri de bu şekilde kullanıyorum. İsterseniz kısaca “Sol” diyebilirsiniz=))
Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra uzun süre ulusal ve uluslararası müvekkillere hukuki danışman olarak çalıştım.
Fakat mesleğimi ne kadar severek seçmiş olsam da, bir türlü kendimi “tamamlanmış” hissedemiyordum..
Yani, hani bazı insanlar vardır ve sorduğunuzda bütün hayalleri o meslek üzeirne kuruludur. Kafasında şimdiden yıllar sonrasının bir resmi vardır. Ben öyle hissetmiyordum. İşimi gerçekten severek ve hakkını vererek yapıyordum, ama henüz ismini koyamasam da aradığım başka bir şey vardı sanki.
Eğer icra etmekte olduğun şeyle ilgili hayaller kurmakta zorlanıyorsan, orada alman gereken bir mesaj olabilir belki de, değil mi?
(Eminim aranızda bu hisse aşina olanlar vardır. Buna yabancı olanlar için dışarıdan kolay görünebilir, fakat o süreçten geçmekte olan biri için inanın hiç öyle değil. İnsan öyle bir noktaya geliyor ki, “Hayata gelişimin bir amacı olmalı.” arayışının cevabını hiç bulamayacakmışsınız gibi hissediyorsunuz. İlk başlarda heyecanla arşınladığınız yollar artık bir nevi günlük rutine dönüyor ve zorlaşıyor. Bu süreçten geçip kendini kaybolmuş hisseden çok insan biliyorum. O yüzden, şu anda böyle hisseden ve bu yazıya denk gelen her kim varsa bir an önce o kendi arayışının cevabını bulup o kara delikten kurtulmasını bütün kalbimle diliyorum.)
(Spoiler alert: Ben kendi cevabımı, çok uzaklara bakmayı bıraktığımda buldum. Aslında bunca zaman gözümün önünde duruyormuş. Anlatacağım 🙂 )
İşte, ben kendimi sorgulayadurayım, hayat geçip gidiyormuş gibi geliyordu. Hani her grubun bir ‘"kabına sığmayanı" olur ya. İşte o bendim ve bundan dolayı mutluydum ama artık bu huyum bir şeylerin gerisinde kalıyormuşum hissini yaratmaya başlamıştı. Bilirsiniz, neredeyse her toplumda, iyi bir eğitim al, prestijli bir işte çalış, yuvanı kur, anne/baba ol, mutlu mesut yaşa… gibi baskılar vardır. Ve ister istemez herkes bu baskıya maruz kalır.
İşte o baskılardan ben de hatrı sayılır ölçüde payımı alıyordum. Arkadaşlarım ise çoktan yuvalarını kurmaya başlamıştı. Onların mutluluğuna ortak olmaktan dolayı mutluydum ama kendim için aynı şeyi söyleyemiyordum ve bu beni “Acaba doğru şeyi mi yapıyorum?” diye düşünmeye itiyordu.
Bir gün, hayata bakış açısına güvendiğim bir arkadaşım (sen kendini biliyorsun <3) bana bir kitap verdi.O kitap, yaşadığım kafa karışıklığını nihayet teşhis edebilmemi sağladı. Yazar özetle şunu söylüyordu: “Yapmayı en çok sevdiğiniz şey ile en iyi yaptığınız şeyin kesiştiği nokta, elementinizdir. Elementinizi bulursanız mutlu olursunuz.”
"İşte bu” dedim. “Sonunda!”
Sorunum buydu. Evet, işimi çok ama çok seviyordum ama yapmayı en çok sevdiğim şey bu değildi sanki...
Harika! İlk soruyu cevaplamıştık. Fakat ardından ikinci soru geldi:
“Peki benim yapmayı en çok sevdiğim şey ne olabilirdi?” or "Benim elementim neydi?” Başladım bu sefer de bunu sorgulamaya.
Aslında içimden gelen bir ses vardı. Hayatım boyunca en çok sevdiğim, insanların beni en çok özdeşleştirdiği şeyler içten içe bana sesleniyordu. Seyahat etmek gibi, keşfetmek gibi, yemek gibi, pişirmek, öğrenmek, hikaye anlatmak gibi.... Ama onlarla bir kariyer kurabilir miydim ki? Bir gün tam da niyetlenmiş ve profesyonel eğitim almak için bir mutfak akademisinin yolunu tutmuştum ki, vazgeçtim... (Yine o toplum baskısının etkileri…)
Bu yüzden kariyere çevirebileceğime daha garanti gözüyle baktığım şeylere yöneldim. Pilotluk sınavlarına bile girdim. Ama süreci yarıda bıraktım. İçten içe biliyordum çünkü. Aradığım cevap bunlarda değildi. Ben varsa yoksa nereye gideyim, bugün nereyi keşfedeyim, hangi dilleri, kültürleri tanıyayım, ne lezzetler tadayım, ne sofralar hazırlayayım, kimlerle tanışayım, sevdiklerime bugün nereleri, hangi hikayeleri anlatayım… Bunların derdindeydim. Kafamdaki karmaşa sırtıma yük olmuştu sanki.
(Fakat ne zaman canım çok sıkılsa, kafamı boşaltmak istesem hemen şöyle güzel bir manzara bulup kendime kuytu bir yer seçip güzel bir kahvenin tadını çıkarıyordum. Geri dönüp baktğımda kafamdaki soruları tek düşünmediğim anın bu olduğunu fark ettim sonraları.)
Bir gün yine kafam dolu dolu, ofise dönerken, iki sene önce bilgi almak için uğradığım fakat vazgeçip çıktığım ve bir daha da hiç yolumun düşmediği bir mutfak akademisinin kapısından geçti yolum. “Sadece bilgi alıp çıkarım.” diyerek hiç düşünmeden girdiğim akademiden, kayıt olmuş olarak çıktım! Kapıdan çıktığımda, sanki sırtımdaki koca bir yükü içeride bırakmış gibi hissettim. Benim için çok enteresan bir andı. (O hafiflik hissi, gelecek aylarda yüzde 90’ını içeriye bırakmış olduğum maaşımdan da kaynaklanıyor olabilirdi tabii, bilemiyorum :))Ama umursamadım, çünkü uzun zamandır ilk kez gerçekten “hafiftim”.
I spent following months running around for my everyday occupation in a busy city for hours, returning to the office to work overtime, while in the meantime assisting for the workshops at nights at the academy and attending classes at the weekends at the same time. Most of the time I would go home at midnight. And when I could find free time, I would spend it to discover new places and enjoy some coffee there, against a beautiful view. For the first time in years, I could feel that the time had finally stopped running ahead of me. Time and me, we were flowing in harmony.
En sonunda içimden gelen sese daha fazla direnemedim, (o zamanlar, bahsettiğim kitap hala yanımdaydı. Son bir kez gözden geçirdim, kapatıp arkadaşıma teslim edilmek üzere kuryeye verdim) ve yurt dışına bir bilet aldım. İşimden ayrıldım ve hiç bilmediğim diyarlara doğru yola çıktım.
And this journey took me to places where I could only imagine; to discoveries that I could never guess and to some of the hardest kitchens to work with world-famous chefs. Things that I probably could not do if I stayed in my comfort zone.
Now I dedicate most of my time, (which is one of the most valuable things in life) and my effort to the things I love the most in life:
Traveling, discovering new places, new faces, new tastes, setting up tables for my friends and writing/telling stories.
And above all, enjoying the moment with a cup of coffee. Hence the name of my blog:
Restless Coffeeholic.
***
Restless Coffeeholic Fikrinin Ortaya Çıkış Hikayesi
("Raison d'être" of This Blog)
Travelling is one of the things that makes life meaningful for me, like for many of you out there.
But doing only touristic trips on previously mapped out routes with commonplace information simply has never been satisfying to me.
I believe that every place has many unique stories of its own to tell which unveil new layers for you to see, preventing them from becoming another generic touristic destination among others.
Yet I realized that I did not have a good source to go to when I needed to learn more about what I was looking at.
So, I decided to create one.
This blog aims to provide valuable travel content, giving you all the information you need for a great trip plus a profound understanding of the lands that you may/will set foot in which will enable you to see what you are looking at with more than just of the eyes of a tourist.
If you want to join me throughout my discoveries, follow me and maybe even write to me if you feel like.
Last but not least, those who are still in the search for their own meaning of their life, I hope you can find it as soon as possible.
Just remember to trust that it has its own timing and keep on looking.