PORTEKİZ RİVİERASININ ORTA YERİNDEN JAPON SOKAKLARINA AÇILAN
GİZLİ GEÇİT :
IZAKAYA CASCAIS






Bir zamanların mütevazı balıkçı köyüyken şimdilerin ise gösterişli sahil kasabası haline gelen Cascais’te, nefis lezzetleri ile sizi Tokyo’nun hareketli sokaklarına ışınlayan gizli bir kapı bulunuyor.
Japon sokak lezzetleri restoranı Izakaya Cascais, sizi Japon mutfağının gizli hazineleri arasında başdöndüren bir yolculuğa çıkarmaya oldukça niyetli.
Geçen Cuma arkadaşım Kardelen’in uzun zamandır beni beklediği fakat programlarımızın uyuşmamasından dolayı bir türlü gidemediğim İzakaya Cascais’i nihayet deneme fırsatı buldum.
Izakaya Cascais, daha önce birlikte çalıştığımız bir otel zincirinden tanıdığım chef Tiago Penão’nun, Kappo Cascais'ten sonra executive chef olarak sorumluluğunu üstlendiği ikinci restoranı.
Fakat bir fine dining restoranı olan Kappo’daki şık ve kurumlu havanın aksine, İzakaya, Japon atıştırmalıklarının servis edildiği ve Japonya’nın salaş taverna deneyimini yaşayabileceğiniz bir restoran.. Neon ışıklardan şans kedilerine, iç tasarımdan ekibin üniformalarına ve hatta seçilen müzik listesinden ses seviyesine kadar mekan sizi resmen Tokyo’ya ışınlayacak şekilde tasarlanmış.
Müşteriler, servislerini, İzakaya’nın tıpkı Japonya’daki birçok izakayada olduğu gibi açık mutfağı çevreleyen L şeklindeki tezgah/bar ve birbirine yakın şekilde yanyana dizilen sandalyelerle yakalanan dostane ve rahat ortamında alıyor. 17 kişiye kadar kapasitesi olan mekanda kimi zaman müşterilerin dışarıdaki alanda içkileri eşliğinde sohbet ettiğini de görebilirsiniz.
İşin en önemli kısmı olan yemeklerine gelecek olursak, (evet, lütfen) Izakaya’nın menüsü hem klasik Japon atıştırmalıklarından hem de kendi yarattıkları tabaklardan oluşuyor. Biz omakaseyi tercih etmiş bulunduk. Yani kendimizi şefin ellerine bıraktık ve herhalde daha iyi bir tercih olamazdı diye düşünüyorum.
(Kelime anlamı "Sana bırakıyorum”" olanOmakase, Japon mutfağında şefin size bir nevi “bendesin” dediği servis şekli. Tabaklarınızı şef seçip gönderiyor.
Tabakları siz seçerseniz ise bu, Okonomi oluyor.)
Cancağızım Kardelen bana tabaklarını itinayla anlatırken, salon kadını çizgimden çoktan çıkmış bir şekilde, “tavuk kalbi mi, nom nom, mmm efsaneymiş; of bu nasıl güzel çerez, bundan daha yok mu?” şeklinde (ay n’apayım, sizden mi saklayacağım?), özlediğim o Japon sokaklarından nirvanaya doğru leziz bir yolculuğa çıkmıştım çoktan.
Ama tabii ki işini ciddiye alan bir yezgin(bunu şu an, şu dakika uydurmuş bulunmaktayım, telifini alayım bari, kkk) olarak tabaklara şöyle bir göz ucuyla bakmayı da ihmal etmedim. (Göz ucu derken, bayağı bayağı resimli videolu kayıt altına aldım yani.) Hazırsanız başlıyorum. (Aşerme tehlikesindeyseniz, sonra okusanız daha iyi olabilir.)
Masaya alınmayı beklerken Japon birası söyledik, yanına da edamame gelecek dediler. Edamamenin en güzel hali geldi. (Bakın, genelde servis edilen hali yüzünden edamameye burun kıvıran bir tanıdığınız varsa buraya götürün. Teşekkürü sonra edersiniz.) İsli bir ızgara yağında sotelenmişti sanırım, ve susamla ılık şekilde servis ediliyor. Ama bir garip soya fasulyesi ancak bu kadar sade ve lezzetli sunulabilir herhalde. Her gün yer insan.
Büyük açılışı Toro Yokke Chirashi ile yaptık. Yabani somon yumurtası, ton balığı tartar, frenk soğanı ve kürlenmiş yumurta sarısının poke kasesinde servis edildiği bir tabak. Aman Allahım…Anladınız siz.
Menüde varsa Kimchisiz olmaz dedik ve söyledik. İyi de etmişiz. (Bir nevi turşu olan kimçi, Kore mutfağının en esaslı öğelerinden biri. Neredeyse her sebzeyle yapılabilir ama en yaygını ya lahana ya da Kore turbu ile olanıdır. Benim gibi “lahana turşusu deniz olsa dalarım” kafasındaysanız bayılırsınız.)
Yaki Ika, was another plate that we tried. The grilled squid served with a creamy miso beurre monté, red wine vinegar and lime sauce was a simply delicious plate that melts in your mouth at every bite.
Kakiage olarak bilinen bir tempura tabağı vardı ki… Ben hayatımda bu kadar darmadağın durup yiyeni hastası edip bırakan bir tabak daha görmedim. Bütün gece sırf onunla bile takılabilirdim, beni hiç bozmaz. =) (tempura, , sebze ve etlerin bir nevi pane harcı olan özel bir sosa bulanarak kızgın yağda kızartılmasıyla hazırlanan bir yemek. İlginçtir ki, bugün Japon mutfağına ait bir yemek olarak bilinse de, tempurayı Japonya’ya tanıştıran, yüzyıllar önce Japonya’ya ayak basan Portekizli kaşifler olmuştur .)
Tebasaki olarak bilinen teriyaki ve susamlı tavuk kanatları geldi sonra, ki bilen bilir, tavuk kanadı dedin mi bende akan sular durur. (Sabaha karşı dörtte kanat ızgara söylemişliğim az değil.) O yüzden beni mutlu etti ama diğer tabakların yanında çok öne çıkan bir tabak olmasını beklemeden, klasik bir atıştırmalık beklentisiyle sipariş edin eğer edecekseniz.
“Çin mantısı” diyebileceğimiz gyozalar da hakeza öyle. Lezzetli klasiklerden.
Şimdi efendim buradan sonra işler değişecek. Çünkü katsusandolar , yakitoriler giriyor işin içine.
Dostlar, önce bir Hatsu Yakitori geldi. Tavuk kalbinin üst kısmından yapmışlar. “Yağdır şefim” diye dolan gözlerle yedim. Ağlatır. Başka sözüm yok.
(Ortamlarda satılacak bilgi niyetine arada jargonları da yazayım da belki yarın bir gün lazım olur: Japon mutfağında bir nevi şiş kebap olarak düşünebileceğimiz yemeklere genel olarak KUŞİYAKİ deniyor. Bizim enn seveceğimiz kısım. Sebze olur, farklı etler olur... Soslanıp şişlere geçirilip ocakbaşı gibi bir ızgarada pişiriliyor ve yapıldığı ürüne göre farklı adlar alıyor. Mesela, yakitori deniyorsa, bilin ki o kuşiyaki, tavuğun bilumum parçalarından yapılıyor. E şiş var, ocakbaşı var, tavuk var… Bize daha anlatmama gerek var mı?)
Sonra biraz daha şuh bir tabağa geçtik. Ponzu soslu ve Limon kosho çeşnili istiridye. Bu tabağı beğenip beğenmemek deniz ürünlerinden ve taze istiridye deneyiminden ne kadar hoşlanacağınıza bağlı. Ben bayılıyorum. Sevenlerin de şimdiden ağzı sulanmıştır diye tahmin ediyorum. İlk defa deneyecekler için ise bir kaşık içinde denizin bütün lezzetlerini yutmuş hissi veren bir deneyim olarak tarif edebilirim. Bu tabak da iyi bir başlangıç olur ilk deneyiminiz için.
En güzelini sona sakladım: Katsusando Şokupanadı verilen, sütle yapılan yumuş yumuş, hafif mi hafif bir ekmeğin içinde pane külbastı ve garnilerle sunulan Japon sandviçi. Ne diyebilirim ki, Japon mutfağının hazineleri sokaklarında yatıyor asıl. O ekmeği bulana, o sandviçi yaratana buradan kucak dolusu sevgiler. Bir sandviç ne kadar lezzetli olabilirse o kadar lezzetli. (Yalnız çok yaygın olarak domuzla yapılıyor. Hassasiyetiniz varsa, önceden teyit etmenizde fayda var.)
Tatlı kısmına geçtiğimizde ise bizi daha az bir çeşit bekliyor. Zaten izakayalar Japonya’da daha çok, birkaç atıştırmalık eşliğinde içkinizin tadını çıkarırken rahatlayacağınız tapas-bar gibi yerler. O yüzden çok zengin bir tatlı menüsü olmamasına şaşırmadım.
Menüde iki seçenek var: Kakigori ve Miruku Sen-ko. Kakigori, granita tarzı buzlu bir tatlı. Adana’nın bici bicisi gibi bir şey yani. Çilekler ve crème anglaise benzeri bir sosla sundular. Basit fakat o kadar tabağın, içeceğin ardından damağı çok iyi temizleyen, ferah bir tatlı olarak iyi gidiyor.
Miruku sen-ko ise Latin Amerika'nın Tres leches olarak bilinen (tres leches deyince trileçeye gittiyse aklınız, bravo, doğru yoldasınız) tatlısından esinlenerek yarattıkları bir tabak. Tres leches İspanyolca “üç süt demek ve 3 farklı süt ürünüyle (şekerli ve şekersiz konsantre süt ve kremayla) ıslatılan bir sünger kekten oluşuyor.
Dehidrasyon gibi farklı dokularla işlenen tabakta ağızda eriyen, çok yumuşak ve akıcı bir lezzet hakim. Farklı dokuların işlenmiş olması da güzel fakat onca lezzet harmanından sonra tekdüze kalıyor. O yumuşaklığın içinde patlayan kontrast bir tat daha olsaydı çok daha iyi bir bitiş olurdu bence.
The plate is executed with different textures such as dehydration and has a very soft taste and fluid feeling that melts in the mouth. But after all that swirl of flavors, it feels a bit flat and monotonous. I think it would have been a much better finish if there had been another contrasting flavor bursting among that softness.
Son olarak Izakaya’nın kokteylleri de mutlaka denenmeli. Yuzu Gin, Tokyo Mule ve yanlış hatırlamıyorsam High Ball’u denedik ve hepsi gayet başarılıydı. Menüde Kimchi Margarita ve Shiso Mojito var aklımın kaldığı; artık onlar da başka sefere…
Though Izakaya may easily be overlooked with its yellow, minimalist façade, which is in perfect harmony with the cute cobblestoned romantic streets of Cascais, it was packed even on a weekday. So make sure to book your table beforehand.
2022 yazında açıldığı günden beri, misafirlerini tam bir gastronomik bir maceraya çıkaran Izakaya’da buz gibi leziz içecekler ve şahane atıştırmalıklar onlardan, keyifli sohbetler sizden.
Book Your Table at Izakaya Cascais
They Followed the Stars: The South Atlantic Crossing That Changed Aviation
In 1922, Gago Coutinho and Sacadura Cabral crossed the South Atlantic by air, proving that precise navigation could guide aircraft across vast oceans. Their historic flight forever changed the future of aviation.
ALCÁCER DO SAL GUIDE: A Peaceful Seaside Town
Discover Alcácer do Sal, one of Europe’s oldest cities, situated in Portugal’s Alentejo region. Explore its 3,000-year history, stunning landscapes, rich culture, and architectural heritage in this captivating travel guide
Salinas de Rio Maior: Unique Salt Pans of Portugal
Visit the unique salt pans of Portugal in Rio Maior which is one of the last active ones in Europe with me; discover the region which offers an extraordinary stay.
Porto Ultimate Travel Guide
Porto, Portugal’s second-largest city, is a captivating blend of historic charm and modern vibrancy. Everything you need for an unforgettable Porto trip is here in this travel guide >>>