Portekiz'de Karanfil Devrimi
Ülkenin Başından Mutfağa "Düşen" Diktatör,
Korkusuz General ve Devrim'in Etkileyici Hikâyesi
Bölüm - 2
General Humberto Delgado'nun Cesur Mücadelesi
Birinci Bölümden hatırlayacağınız üzere, Portekiz, 1933’ten beri diktatörlüğün sıkı idaresi altındadır. Hak ve özgürlükler kısıtlanmış, düşüncelerinden dolayı hücrelere atılan, işkenceye uğrayan hatta öldürülen insanları gördükçe, halk konuşmaktan bile korkar hale gelmiştir.
Bu sırada, 1958’deki seçimlerde, Salazar hükumetinin adayının karşısına Hava Kuvvetleri Generali Humberto Delgado çıkar.
Anayasa’da devlet başkanına tanınan, başbakanı görevden alma yetkisine umut bağlayan General, uzun zamandır diktatörlük yönetimiyle mağdur olan halktan öyle büyük bir destek toplar ki, Salazar hükûmeti göreve geldiğinden beri bu denli bir tehlike atlatmamıştır herhalde.
Adı tarihe “Korkusuz General” olarak geçen General Humberto Delgado belki de Portekiz halkının beklediği cesaret ve umut ışığının en güçlü hamili olacak ve onu engellemek de öyle kolay olmayacaktır.
1958 Seçimleri ve General'in Tarihe Geçen Cevabı
General Delgado, önceleri Salazar hükûmetinin bir üyesi olarak hareket etmiş ve önemli görevlerde de bulunmuştur. Ancak sonraları, Salazar idaresinin karşı safına geçmiş ve demokrasi ve özgürlüğün en güçlü savunucularından biri olmuştur.
General, Salazar’ı durdurabilecek tek şeyin, Salazar’ın hazırlanmasına öncülük ettiği Anayasa ile başkana verilen, “başbakanı görevden alma yetkisi” olduğunun farkındadır.
– “Sayın General, seçimi kazanmanız halinde Başbakan Salazar ile ilgili kararınız ne olacak?”
Bunun üzerine, Humberto Delgado, bir an bile tereddüt etmeden cevap verir:
– “Obviamente demito-o.” (Tabii ki onu görevden alacağım.)
Tarihe geçen bu meşhur cevap Salazar rejiminin üzerine bir bomba gibi düşer.
General, böylelikle göreve geldiğinde Salazar’ı bertaraf etme niyetini çok açık bir şekilde ortaya koymuş olur ve rejimin hedefi haline gelir. Artık rejim ve muhalefet arasındaki amansız mücadele geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir.
Delgado Lizbon konferansında şöyle bir ifadede bulunur:
“Bu seçimden zaferle ayrılmayı umuyorum. Çünkü artık korku diye bir şey kalmadı.”
İşte bu sözden yola çıkanlar, artık onu, “O GENERAL SEM MEDO” yani “Korkusuz General” olarak anmaya başlar.
1) Fotoğraf: Restos de Colecção
2) Chave D’Ouro’nun dış cephesi modern tarzda yenilenip çay-oyun salonu şeklinde hizmet verdiği yıllar. (Fotoğraf: Anonim)
3) Fotoğraf: Restos de Colecção
4) Café Chave D’Ouro’nun ilk, orijinal kapısı. Daha sonra binanın tarzı modern stilde yenilenmiştir. (Fotoğraf: Lisboa Desaparecida (“Kaybolan Lizbon”), vol. 1, Marina Tavares Dias)
5&6) Binanın bugünkü hali (tarafımca fotoğraflanmıştır)
Burada hemen kısa bir anekdot eklemek istiyorum. Bu kafeyi öğrendiğimde hemen ziyaret etmek istedim elbette ve haliyle aklıma ilk gelen şey Google haritalara bakmak oldu. Gerçekten de haritada aynı isimde bir kafe görünüyordu. Ancak ekranda görünen kafeyi, Delgado’nun resimleriyle karşılaştırdığımda iç mekanların hiçbir benzerlik taşımadığını fark ettim. Ve araştırmaya başladım.
En sonunda kafenin Rossio Meydanı’nda olması gerektiğini öğrendim. Oysa avcumun içi gibi bildiğim Rossio’da böyle bir kafe olmadığından emindim.
Kafenin yerini bulmak için Milli kütüphaneyi didik didik ettim, sayısız arşiv fotoğrafları, ciltlerce kitap karıştırdım. Sonrasında eski ve bugünkü Rossio’yu adım adım karşılaştırarak nihayet kafenin yerini tespit ettim. (Merak edenler için: Rossio Meydanı’nda halihazırda Skechers mağazasının bulunduğu bina.)
Şok olmuştum. Defalarca önünden geçtiğim, girip çıktığım bina, resmen tarihe geçen bir anın kaydedildiği Chave D’Ouro Cafe’ydi. Hemen ilk fırsatta gittim.
Ve başımı kaldırıp öylece bakakaldım bu devasa binaya.
Chave D’Ouro, bütün azameti, terk edilmişliği ve hüzünlü yalnızlığıyla karşımda duruyordu. Yukarıdaki 5 numaralı fotoğrafı da işte o gün çektim.
Ne yazık ki, bugün artık Café Chave D’Ouro’nun yerinde yeller esiyor. Çünkü kafe, Delgado’nun konferansından bir yıl sonra Salazar tarafından, “nefret ve ayrışma noktası haline geldiği” gerekçesiyle kapatılmış ve seneler içinde de gördüğünüz bu halini almış.
Bir zamanlar ben de dahil olmak üzere, şu an her gün kafenin önünden geçen binlerce kişiden kaçı, bu terk edilmiş binanın hem hem bu açıdan hem de Lizbon’un en eski ve klas kafelerinden biri olarak Portekiz tarihindeki öneminin farkındadır, kim bilir.
Yüzbinlerin Tek Yürek Olduğu Mitingler ve
Şaibeli Seçim
Delgado ülkenin dört bir yanında mitingler düzenler.
Bu mitinglere öyle büyük kalabalıklar toplanır ki, bu durum, kendi mitinglerine bu kadar insan toplayamayan iktidarı tedirgin etmeye başlar. Hürriyet özlemi içinde olan insanlar, onlar için kendisini ortaya koyan Generalle, bir umut ışığı yakalamıştır.
Delgado’nun miting resimlerine baktığınızda her gittiği yerde sokakların insanlarla dolup taştığını, halkın büyük bir coşku içinde General’i sırtında gezdirdiğini görürsünüz.
Kaynaklar:
1) Anonim
2) Jornal de Negocios
3) Anonim
4) DN Arşivi
General’in amacı barışçıl ve demokratik yollarla, halka özgürlüklerini geri vermektir. Sevenlerine de hep bunu öğütler: “Biz barışçıl insanlar, barışçıl yollarla barış ve huzur ortamı tesis etmek istiyoruz.” diyerek. (Bizzat kendi sesinden dinlemek isterseniz; aşağıya bu konuşmayı yaptığı kaydı ekledim. Atlamayın derim.)
Verdiği demeçlerde, insanların kısıtlanan özgürlüklerini, basın sansürü, siyasi tutukluların gördüğü zulüm ve işkence, ordu mensuplarının Salazar’a biat etmesi için kendilerine yapılan baskılar gibi konuları açık açık Salazar rejiminin yüzüne vurur. Ancak kontrol altındaki basın bunları anlattığı demeçlerini sansürler ve onu karalamaya çalışır.
General, Porto’da gerçekleştirdiği büyük miting dönüşü, Lizbon’daki Santa Apolonia Tren Garı’nda inecek ve seçim merkezine geçecektir. O gün, Santa Apolonia istasyonu, Generali karşılamak için gelen ve daha önce hiç görülmemiş büyük bir güruhla dolup taşar. (200.000 kişiden bahsediliyor.)
Praça de Liberdade, ara sokaklar… Hınca hınç insan doludur.
Kolluk güçleri, General’in, halkla buluşmasını engellemek için acımasız müdahalelere başvurmaktan çekinmez: General polis zoruyla evine götürülür; herhangi bir olay çıkarmadan General’in seçim merkezine ilerlemek isteyen halk ise Praça do Commercio‘dan -hani şu, kralın da suikasta uğradığı meydan- geçtiği sırada üzerlerine polis tarafından ateş açılarak dağıtılır.
(Meydan’ın tarihi gerçekten kanlı hadiselerle dolu. Zaten meydanın kendisi de tarihte kölelerin yanaşan gemilerden indirildiği, köle pazarı olarak kullanılan bir noktaymış. Ama bu konuya sonra değiniriz.)
Bugün, bu tarihsel ana tanık eden Santa Apolonia istasyonuna gittiğinizde, korkusuz Generali anmak için yerleştirilen bu kitabeye rastlarsınız.
“16 Mayıs 1958’de Porto’dan dönünce,
Bu istasyona indi Humberto Delgado.
Salazarist rejimin baskısının mağduru olan binlerce kişi,
Onu bekliyordu.
Lizbon şehrinin, Korkusuz General’e ve Portekiz’in özgürlüğü için mücadele edenlere minnetinin bir göstergesidir.”
Delgado’nun halk tarafından bu denli desteklenmesine rağmen, seçimi Salazar’ın adayı alır. General derhal seçim sonuçlarına itiraz eder.
(NOT: Bugün de birçok kişi bu seçimin adil yürütülmediğini, eğer adil bir seçim yapılmış olsaydı Delgado’nun galip geleceğini savunmaktadır. Akademisyenler de Portekiz’in o zamana kadar değiştirilmemiş ve çoktan eskimiş olan seçim sisteminin, hile ve fesata son derece müsait olduğunu açıkça dile getiriyor.
Örnek vermek gerekirse, oylama sırasında, adaylara kendi oy pusulalarını hazırlamaları ve seçmenlere sandık başında dağıtmaları mecburiyeti getirilmiş. Bunun da, Delgado taraftarlarının tespit edilmesine ve ürkütülerek seçim merkezlerinden uzaklaştırılmasına imkan verdiği belirtiliyor. Ayrıca, seçim sonrasında, hükûmet polisi PIDE’in, seçim sandıklarını, iktidarın adayı olan Tomás’a basılmış oylarla doldurduğuna dair kanıtlar ortaya çıkmış.)
Tabii seçimi iktidarın adayı alsa da, Delgado lehine çıkan oy sayısı, Salazar’ı alarma geçirir ve yapılan anayasa değişikliği ile başbakanı atama-görevden alma yetkisinin derhal başkanın elinden alınarak meclise verilmesini sağlar. Eh, meclisin de Salazar’ın katı kontrolü altında olduğunu ve rejim lehine hizmet ettiğini söylemeye ise gerek yok sanırım.
General'i Durduracak Tek Şey…
GÜZ OPERASYONU
Seçimi kaybeden Delgado’nun yaşadığı zorluklar ne yazık ki daha yeni başlamıştır.
Kendisi önce ordudan ihraç edilir.
Salazar rejiminin intikam oklarının ve rejimin polisi PIDE’in tehditlerinin hedefi haline gelen General, Brezilya elçiliğine sığınmak ve hayatının son zamanlarını Brezilya ve Cezayir’de sürgünde geçirmek zorunda kalır. Ancak bunlar Delgado’yu yıldırmaya yetmez.
Çünkü Korkusuz General, bizzat açıkça ifade ettiği gibi, “Özgürlük uğruna canını feda etmeye hazır”dır. Bu yüzden mücadelesinden bir an olsun vazgeçmeyecektir.
(-“Yalnız bir şey var, ki buna da and içerim. Ben, özgürlük uğruna canımı feda etmeye hazırım.” diyor General, yukarıda bahsettiğim konuşmasında. Bizzat kendisinden duymak isterseniz -ki görüntü kaydı olmasa dahi yumruğunu masaya vura vura yaptığı konuşmasındaki sesine yansıyan kararlılığını görmeniz için dinlemenizi ısrarla tavsiye ederim- hem kaydı, hem tercümesini aşağıda bulabilirsiniz.)
Kılık değiştirerek ve sahte kimlikle İspanya’ya geçer ve rejime karşı mücadelesine devam etmek için Portekiz’e girmeyi planlar…
1965 yılının Nisan ayında, İspanya’nın Portekiz sınırına çok yakın bir köyü olan Badajoz’da ormanda oynamaya çıkan iki çocuk; çürümeye yüz tutmuş iki cesetle karşılaşır. Cesetlerin biri kadın, diğeriyse bir erkeğe aittir. Bu olay 24-25 Nisan günü halka duyurulur. (Kaderin işine bakın ki, yıllar sonra diktatörlüğün sonunu getirecek Karanfil Devrimi de, 24-25 Nisan günlerinde gerçekleşecektir.)
Bedenler teşhis edilemeyecek derecede bozulmuşsa da, olay yerine gelen yetkililerin, kime ait olduklarına dair neredeyse kesin bir fikirleri vardır.
Erkek olanın parmağında bir yüzük bulurlar. Yüzük, “H.D.” baş harflerini ve Hava Harp Akademisi’ni temsil eden kanatlar taşımaktadır.
PIDE ajanları, “Güz Operasyonu” adı verdikleri bir operasyonla önce General’in çevresine sızarak güvenini kazanmış; sonra da onu, darbe planına destek verecek subaylarla buluşturacakları aldatmacasıyla pusuya düşürerek sekreteri ile birlikte öldürmüştür. (Resmi ifadelerden birinde Delgado’nun kendini savunmaya çalışırken öldürüldüğü belirtiliyor.)
Delgado ve Sekreteri Arajaryr Campos’un cansız bedenlerini katledilişlerinden iki ay sonra ormanda bulan çocuklarla yıllar sonra bir ropörtaj da yapılmış. Okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.
Reopening a murdered general’s tomb | Spain | EL PAÍS in English (elpais.com)
İşte böyle…
“Halkın özgürlüğü için canımı veririm.” diyen Korkusuz General, gerçekten de gözünü kırpmaksızın kendini feda etmiştir.
Sanırım bu andan itibaren Salazar hükumetinde hiçbir şey eskisi gibi olmasa gerek. Zira General canından olmuştur, ancak özgürlük mücadelesinin kıvılcımını da ateşlemiştir.
İşte Karanfil Devrimi’ne giden süreç de, böylece başlamış olur.
(Bugün, Salazar’ın, General’in katlinde açık bir emri veya bu konuda bir katkısı var mıydı, yok muydu tartışılsa da, PIDE’in General’i bertaraf etme planından Salazar’ın haberdar olduğu, ancak aksini emretmediği; kendisinden habersiz kuş uçmayan ülkede, böyle bir durumdan haberinin olmamasının imkanı olmadığı söyleniyor. Ayrıca operasyon sonrası PIDE’den kimsenin sorumlu tutulmamasının da Salazar’ın bu operasyona onayının olduğunu gösterdiği ileri sürülüyor.)
General Delgado’nun kendi sesinden konuşması: (Dökümü aşağıda)
General’in konuşması ve tercümesi
“Qual o nome que merece um governo que procede assim?
Um governo sem pudor!
Um governo mentiroso!
Um governo que não serve!
Um governo que tem que se ir embora.
É que realmente nos estamos humas eleições livres em que infamente, infamente, desenvergonhamente, despudoramente, um governo considera se como detentor do país para a vida e da morte.
Eu pergunto meus senhores, se acreditam que haja alguém no governo português que tenha entrado onde eu fui com a minha filha?
Se esses senhores entrasse num bairro de lata, se viessem a Chaves ver como sofre, se andassem nos bairros onde esta miséria existe, eles saberia publicar leis e eles saberiam dar liberdade.
Mas eles governamse se dentro do quarto. O que vale é que sabem que nos fartamo-nos. O país cansou-se, de saber o regime era bom dito so pela boca deles.
Todos nós, cidadãos pacíficos duma candidatura pacífica, queremos pacificamente conquistar a paz. Mas os esbirros do governo, como têm visto, andam a chamar-nos subversivos nos jornais e a tratar-nos na via pública como malfeitores. Ninguém sabe, portanto, minhas senhoras e meus senhores, onde isto pode ir ter.
Há uma coisa, porém, que quero jurar aqui:
Estou pronto a morrer pela liberdade!»
“Böyle davranan bir hükûmete ne denir?
Utanmaz denir.
Yalancı denir.
Görevini yapmayan hükûmet denir.
Gitmesi gereken hükûmet denir.
Serbest seçimlerde olduğumuz halde bir hükûmet kendisini utanmazca, arsızca ülkenin hakimi olarak görebiliyor.
Sorarım size bayanlar baylar; sizce Portekiz hükûmeti içerisinde, benim, kızımla ziyaret ettiğim yerlere bir kez olsun girmiş biri var mıdır? Bu beyler, şayet gecekondu mahallelerine bir girip baksalar, Chaves’in nasıl sıkıntı içinde olduğunu görseler, sefaletin hüküm sürdüğü mahalleleri gidip görseler, asıl o zaman yasa nasıl hazırlanır, özgürlükler nasıl tesis edilir bilirlerdi. Fakat bunlar, ülkeyi anca odalarından yönetsin.
Önemli olan şu ki, biz bunlardan bıktık artık. Ülke bunların lafta kalan “yönetimimiz iyi” ezberlerinden bıktı.
Bizler, BARIŞÇIL BİR ADAYLIK SÜRECİNİN BARIŞÇIL YURTTAŞLARI, BARIŞÇIL YOLLARLA ÜLKEDE HUZUR ORTAMI SAĞLAMAK İSTİYORUZ. Fakat görüyorsunuz ki, hükûmet yandaşları, bizi gazetelerde ülkeyi yıkmaya çalışmakla suçluyor, bize suçlu muamelesi yapıyorlar.
O yüzden bayanlar baylar, kim bilir bu işin ucu nereye varır.
Ancak bir şey var;
Huzurunuzda yemin ederim ki,
Ben, özgürlük uğruna canımı vermeye hazırım.”
Thank you Mark!
Emeğinize sağlık , çok net güzel verimli bir yazı . Sayenizde birçok şeyi öğrendim . Teşekkürler
Sağolun güzel yorumunuz için, faydalı olduğuna sevindim.
Sevgili Sunay, harika bir çalışma, benzed heyecanları yasayan biri olarak o Sketcher’s binasını teşhis ettigindeki duygunu nasıl içimde hissettiğimi tahmin edersin.
Dun de bir tarih sayfasinda ayni donemi anlatan bir video izleme şansım oldu, en büyük eksigi Humberto Delgado’yu hikayeye yeterince ekleyememiş olmasiydi, çok çok onemli bir kişi Humberto Delgado. Pandemi döneminde havaalanina gider gelirken kim bu adam deyip okumuştum Humberto Delgado’yu. Sana minik bir yol aç
mama izin verirsen, takip edip keyifle okumaya devam edeceğin, Humberto Delgado’nun Azor adalarinın ikinci Dunya Savaşı’nda Amerikan uçaklarina açılması ile ilgili toplantilarinı sonrasinda bu sıkı Salazarcı adamın nasıl saf degiştirdiğini ve Portekiz’in Nato’ya girişini bir oku, bence çok keyif alacaksın. Portekiz’in, Nato’ya Turkiye ile aynı toplantida girmis olmasi da ilginç bir tesadüf olarak gelmişti bana. Halka Nato’yu kabul ettirmeleri, sokaklarda Nato’yu anlatan otobüsler… keyifli okumalar diliyorum, sonra bunları çok da keyifli yazacağına eminim 😉
Sevgili Türkan, hoşgeldin bloga 🙂 ve yorumunu mutlulukla karşıladım. Humberto Delgado’nun askeri ve politik bir figür olarak ortaya çıkışı sonradan görüş/saf değiştirmesi ile ilgili süreci uzun uzun anlattıkları bir araştırma kitabında okumuştum. Terfi edilmek isteyişi, Salazar’a mektupları, hatta çok olaylı bir mitingi filan var bu süreçte vs. ama Delgado’nun rolünü burada Portekiz’in baskıya karşı mücadele ruhunun ortaya çıkışı konusunda ele almak istediğim ve biraz da yazının daha da fazla uzamaması için birçok şeyi elemek/kısa kısa geçmek zorunda kaldım. Enteresandır evet, bıraktığı mirasa ve her yerde ismi olmasına rağmen Delgado’nun çok bilinmemesi. Senin de yaptığın gibi özellikle merak edip okunmadıkça bilinmiyor. Nato’ya girişimiz ise birbirimizden birkaç yıl gecikmeli diye (PT 40’ların sonu, Türkiye ’52 olması lazım) biliyorum ama tam üye olarak kabul edildiğimiz toplantı Lizbon’da yapıldı. Böyle bir ilginç tesadüfümüz var. Böyle konuları sevdiğini biliyorum 🙂 O yüzden tavsiye etmek istediğin video / kitap olursa dilediğin gibi paylaşabilirsin, mutlaka güzel bir yönlendirme olacaktır ilgisi olanlar için. Ya da ileride konuk olarak yazmak istersen buranın kapısı sana her zaman açık. Vaktin için teşekkür ederim <3